Ocak, 2008 için arşiv
Seni intihar ettim
Perşembe, Ocak 31st, 2008Başkalarına bağımlıysan gülümseyerek ağlamayı öğreniyorsun
Çarşamba, Ocak 30th, 2008Başkalarına bağımlıysan gülümseyerek ağlamayı öğreniyorsun” diyordu Ramon…
..Ve bağımlılığımız ne kadar çoksa o kadar çok kişiye gülümsemek zorunda kalıyoruz .
Diyelim ki yürürken yolda…kalabalıkta.. değneğiniz kaydı ya da çarptı birisi size..
Kahretsin..!
Düştünüz..!
Yolun tozuna çamuruna bulandı eliniz yüzünüz.
Halbuki ne kadar da dikkatli yürürdünüz …
Ama oldu işte..
Kahretsin..!
Diziniz ezildi, ne çok yandı canınız..belki de kolunuz…
Ama ruhun acısından dizin acısını duymaz olursunuz..
Hele etraf kalabalıksa.
Ahh bi de orada ..!
Uzaktan uzağa hoşlandığınız bi kız ya da bi çocuk varsa.
Yakında..
Civarda..
Gördü mü acaba..?
Bakmamaya çalışmak o tarafa
Konuşulanları duymamaya çalışmak..
İnsanlar gelir yanınıza
Yardım etmek isterler tüm iyi niyetleriyle.
İçiniz ağlamaktadır oysa
Ama yardım etmeye çalışanlara gülümsemek zorundasınızdır.
Hele ki ruhunuzun acısı yansısın yüzünüze
Olmadı işte.
O mahrem acı asılı kalmalı kirpiklerinizde
- Yardım ettik yaranamadık..
- Surata bak..sanki biz düşürdük..!
- Teşekkür edeceğine..!
Amman dostlar sakın böyle yapmayın
yardım eden kişinin akşam başını yastığa koyduğunda
kendini iyi hissetmesine engel olmayın.
Bu da onun hakkı.
Gülümseyin
Hatta gülümsemenin yanında bi de espri yapın. Size yardım elini uzatanlara karşı şirin,
hatta düşüşünüzü umursamaz gözükmeye çalışın.
Mesela; ben zaten deşecektim deyin.
Hani Nasrettin hoca eşekten düşünce “ben zaten inecektim” demiş ya işte onun gibi.
Afferim işte, öğrendin gülümseyerek ağlamayı.
Toplum böylesini seviyor biliyorsun. Engelinle barışık olacaksın, sakın kavga etme ammann..!
Ayırmaya gelmiyorlar.
Yediğin yumrukla tekmeyle kalıyorsun. Ve hep o oluyor kazanan.
Diyelim ki..
Çocuksunuz daha
Olmuş bi şey işte sakat kalmışsınız
Ya da öyle doğmuşsunuz…herneyse.
Tekerlekli sandalyedesiniz veya koltuk değnekleriniz olmuş yanınızdan hiç ayıramadığınız en iyi arkadaşınız.
Bir duvar kenarında ya da bir ağaç gölgesinde seyredersiniz top oynayan yaşıtlarınızı..
Gülerek el çırparak.
Halbuki o topun peşinde koşamamanın acısıyla içiniz ağlamaktadır.
Ama..
Lakin..
Fakat..
Somurtamazsınız, kızamazsınız üzülemezsiniz. zaten o güne kadar içinizin acısını,
yüreğinizin burukluğunu yüzünüze yansıtmamayı çoktan öğrenmişsinizdir.
Belki de o kadar alışmışsınızdır ki kendinize. Unutmuşsunuzdur ağlamayı.
Ağlamaya değer daha güzel daha anlamlı şeylere saklayıp göz yaşlarınızı
sadece gülümsersiniz yuvarlanan topun ardından.
Farkında olmadan
Diyelim ki
genç bi kızsın
Olmuş bi şeyler işte sakat kalmışsın
Yada öyle doğmuşsun…her neyse..!
Davetlisindir.
Akraba içinde ya da mahallede birlikte büyüdüğün arkadaşının düğününe
Benim hiç düğünüm olmayacak ve hiç gelinliğim diye düşünsen de..
Gidersin oynaya güle.
..Ve
..Ve
Seni iki yüzlü senii
Ağlasana doya doya…hemen orada oracıkta.
Niye eve gidince yorganı kafana çekip yastığınla
boğmak istiyorsun gırtlağında düğüm olan o sesi.
Gülmen lazım.. ve sen ispat etmek zorundasındır ,
oradaki herkesten fazla sevindiğini eğlendiğini
Affferim sana..gülümseyerek, hatta gülerek ağlamayı ne güzel becerdin..!
Senden beklenen buydu işte.
Sakın hissettiğin gibi davranma,
yoksa orada bulunanlara zehir edersin şu canım eğlenceyi.
Seni kıskanç seniii..!
Aaa kardeşlerin de var senin değil mi?
Bekarlar mı?
Çeyiz alıyorlar mı onlara, çarşıya çıkıldığında?
..Ve senin de fikrini soruyorlardır tabii.
- Bu nevresim takımı nasıl?
İçinizde tarifsiz bir kırgınlıkla
..Ve ama
..Ve tabii gülümseyerek
..Ve belli etmemeye çalışarak kırgınlıkdan doğan umursamazlığınızı;
- Çok güzel harika alın bunu mu diyorsunuz?
..Ve söyleyin yeni türkü’nün türküsünü;
Tak etti canıma bu maskeli balo
Bu maskeli balo
Ve onun sahte yüzleri
Dostlar uymayın siz bana. Sizi anlamazlar şarkıyı anlarlar.
- Niye bana da almıyorsunuz..? Demeyin.
Canım biliyorsunuz işte, belli senin sebebin.
Şu mutlu ortamı bozmanın ne alemi var?
Diyelim ki…
Olmuş bi şeyler işte doğuştan ya da sonradan..
Adalelerinizin kontrolü artık çıkmıştır sizden.
Acıkınca yemek yemek kadar doğalsa da bu sindirilenlerin vücuttan atılması
Yine de bin kahır olur bu en doğal olay size.
Ahhh bi de kendi kendinizi temizleyip yıkayamayacak kadar
tüketmişse adaleleriniz gücünü,
daha bi ağır gelir yaşamın yükü.
Bağımlı olmanın en ağır yüküdür bu ki bunu ancak taşıyanlar bilir.
En yakınınız yakınınızdaysa şanslısınızdır.
Ama o bu yükü sırtlamak için omuz verdikçe daha bi ağırlaşır.
O an hayattan yaşamdan tanrıdan tüm isteğiniz gelip bu yükte düğümlenir.
Dersiniz ki her şeyine eyvallah da bu sakatlığın, alışamadım işte buna.
Utanıp sıkılırsınız, ufak bi terslikte öfkelenirsiniz ama asıl öfkeniz kendinizedir.
O an, en yakınınızdaki en yakınınız değilse, bi bakıcı veya bi hayırsever,
bi uzak akraba, işi şakaya espriye boğup gülümsemeye çalışırsınız…
İçiniz ağlamaktadır oysa.
Hele lavman yapılıyorsa ;
Zeki Müren’in “öyle zor, öyle zor ki seni içimden atmak” şarkısını söyleyin mesela.
Ben denedim inanın, herkesler güldü o an.
Ayyy valla yaaa güldüler inanın
Ve sonra duşa götürün beni deyin
Duşta ağladığı hiç belli olmuyor insanın
Alıntı…
İçimdeki güvercinimi öldürme
Pazartesi, Ocak 28th, 2008Kimsesiz çocukların, sahipsiz çerçevelerin kanamalarında bulmuştum
Seni ve senle beraber gelen etiketli mutlulukları..
Ayak aralarında dolanan vurgun yemiş yorgunluklarımı
Lugatının en dip köşesine “bizi” ilmik ilmik işlemiştim.
Ne sen, sendin, ne de ben, benlikteydim..
BİZ” olan her yolda elele, omuz omuza yol alandık..

Yıllarca aradığımız, ararken hançerlendiğimiz
Suskun davalarımızın konuşma serenatlarında rolümüzü kapmıştık
Titreyen bedenlerimizi barış adına uzatılan ellere teslim edendik..
Ne sen savaşı kazanan, ne de ben savaştan yara alanlar arasındaydık.
Biz savaşı baştan kaybeden iki bilinmeyendik..

Sen konuşmadan gözlerini önüme seren
ben ise fırtına sonrası limanına sığınmış sahipsizdim
Kırılan kanadımı iyileştirmen adına
Buz kesmiş mezarlıklarında can verenim olduğu için
Kemikleşmiş ruhuma gel diye seslenendin..
Bir diğerinden farkın
Yağmur sonrası gökkuşağımı bana veren olmandı..
Bitti…

Yağmurlarımın ardından artık gökkuşağım açmıyor
Sende bıraktığım kalbim bitkisellikte çürüyor
Asılı kalan bize dair gelecek,
Geçmişten daha çok içimi yakma rolünde görev alıyor..
Köşe başı düşlerimiz, martıların yemi oldu..
Mavide hissettiğim sonsuzluk, sensiz mırıldanmalara tutsak

Sen bitirdin beni..
Acının feryat ettiği siren seslerin ortasında
Yarım olan seni, benden kopardın..
Uzun uzadıya susalım artık birbirimize..
Susalım ki;
Senden kalan güvercinimi
Yırtıcı bir kuşa dönüştürmeyelim..
O zindan gecemde akbabalara kaptırdığım
Güvercinimi!
Bu defa sana dahi parçalama hakkı veren olmayacağım..
Sus!
İçimdeki seni (Güvercinimi) Öldürme..
Sus!
Neden?
Pazartesi, Ocak 28th, 2008Hayallerim vardı benim; pamuk ipliğine sarılı…
Sevdiklerim, sevenlerim vardı benim;
hangi boşluğun gölgesinden hiç acımadan yuvarladınız?
İntiharlı serüven melodilerine beni neden hapsettiniz?
Yarınlarım vardı benim; dünden, bugüne, bugünden geleceğe el açan..
Bana verilen sözler vardı; yapılması adına aynı yolda can vermek pahasına
Neden yarı yolda bıraktınız?
Annemin kuzusuydum ben; neden o kuzuyu can evinden vuran oldunuz?
Pencere ardı düşlerim vardı benim;
siz miydiniz, düşlerimi kör bıçakla bileyen, biledikçe canımı acıtan?
Sizin eserinizim şimdi.. Sizden kalan, size dönen yaralı bir meçhulüm..
Sessiz suların altından çıkıyorum..
Cumartesi, Ocak 26th, 2008 Boşluk içinde ağırlığımı topuklarıma kadar
hissettirecek hırçın rüzgarla vurmalısın beni
Çok çabuk elde edilen yürekler yerine
Musallat taşına inceden inceye işleyen olmalısın
Sen-li sen-siz gecelerin isyanlarında
Yıkıldığım an bana kalkan olacak gücün olmalı
Bedenimi yırtan nasırlaşmışlıkları
Yüreğinin şeffaf kremi ile iyileştiren olmalısın
Laf kalabalığı değil gaye edindiğim
Ya da dibe vuran hayatımı göğe çıkarmakta değil
Uzaktan ucu açık mektuplarıma
Göz kenarına birikmiş umutlarınla sahiplenebilmen
Belki de derin sular altındaki felaketlerimi
Sana teslim edecek güveni vermelisin sen bana..
Tel örgüler ardından kalan aşkımızın hatırına
Tırnaklarının acımasız öfkesi içinde
Kan revan içinde kalan keşkelerimi
Bütünleştirmeni isteyeceğim belki de..
Eskiden çok eskiden kalan beni
Tekrar canlandırabilme şansı vereceğim sana
O dediğin gözlerime bakabilecek misin sorusunu
Kulaklarının sağır, gözlerinin kör, dilinin lal
Olduğu vakitsiz bir zamanda
Bil ki bende, senin benden çaldıklarını isteyeceğim
Asla ve asla benden çaldıklarını geri veremeyeceğini
Onarılmasına mümkünat olmayan duygularıma
Seni ve senden kalan beni azad edeceğim..
Yıllar önce dilime vurduğum kilidi açacağım
Gözlerinin derinliklerine beni haps ettiğin o yerde
Seninle hesaplaşayacağım belki de…
Kırılan, aldatılan benim diye attığın naralarına
Kendimide ortak edeceğim artık..
Vakitsizliklerin zalimliğinde bitirdiğiniz ben adına
Duygularımı alçak bir ipte sallandırdığınız
Düşlerimi sırtından vurduğunuz kinli günlerim adına
Hayat heybemin içinden çaldığınız gülüşlerimin hatırına
Çizdiğiniz senaryolarda ezilen, bir o kadar da susan
Zavallı figuranların çaresizliğine soyunan olmayacağım
Senin kadar anlatacak, senin kadar yıkım altında kalan
Uzak yollardan kanter içinde gelen bir yorgunda benim..
Aldatan, aldatılan kim diye o sahipsiz aynalar
Sadece ve sadece senin yanık defterinde yok..
Bedelini ödediğim çekilmezliklerin
Suçlusunu aramak istiyorsan
Seni tanıdığım kadar beni keşfeden sendin..
Keşfe çıktığın o güne kulak ver..
Benden beni istediğin gün hatrına
Seni sevdiğim kadar sevgimi katık eden ol..
Çözülmeyen denklemler arasında
Bir sen, bir ben bulacaksın..
Ta ki gözündeki perdeyi indiresiye kadar..
Hoş çakal.. demiyorum..
Hoş-kalma.. Ben kadar hoş ol..
Özgürlüğüm kadar kanadını kıranlara takıl..
Sevgi bu, çöp kutusu değil ya!!!
Salı, Ocak 22nd, 2008Ağlıyorum, ağladıkça nefretim ve özlemim daha çok kusuyor..
Öyle usanmışım ki kendimden, başkaldırıya cevap verecek ne
halim ne de takatım kaldı…Umut sürgününe mühürlenmişim.
Bir zamanlar tüm umut ve hayaller iki kişilik kartpostal üzerine
kuruluydu, film koptu… Gitti… Ve o günden bu yana hiç
baharım olmadı. Artık düşlerimin gölgesinde sabahlıyorum.
Geçmişe dair herşeyi, geleceğe namlu edilen iç yanmalarıma
teslim ettim. Unuttum mu seni sanıyorsun… Unutmadım!
Yüreğimin derinlikleri, öfke kanamalı aşk sözcükleri ile kazılı.
İçimin ağıtlarına kimsenin dokunmasını istemiyorum.
Öyle isyanlarım çoğaldı ki, değer miydi diye öyle sorularım
depreşiyor ki. Bu şehrin debdebesi dahi benim yükümü
kaldıramıyor. Sen anlamasanda beni, ben seni hala içimde yaşatıyorum.
Sevgi; ölümü göze almak ise, ben zaten o bedeli yıllar önce
ödedim. Şimdi kapalı bir zarfta meçhulüm. Kabuğuma çekilmiş, seni mutlu görmekten hoşnut olan acizim.
Törpülenemeyen hüzündü
Cuma, Ocak 18th, 2008Soğuk kış gecelerine pusu tutmuş yalnızlık
Sensizce yüreğime işleyen acılarımın eşiğinde
Yetim bir çocuk edasında titreyen umutlarım
İki kaş arasına çakılmış keşkelerimde…
Tutuklu adımlarımın voltaladığı hüzünler
Geçiştirilmiş hayat senfonesinin eksik tuşlarında
Kırılgan düşlerimin koynundaki acılar
İntihar eylemlerinden alıkoyamadığım infazlar içinde
İhbar ettiğim kaçak sözlerimdeydin..
Mağrur bakışlara çivilediğim ruhunla
Ölüme yalvarış arasında yakalandığım yaşamda
Dünden çok bugüne,
Yarından çok geleceğe
Kırılan, kırılgan olandım..
Hayatın törpü taşında törpüleyemediğim
Eksik ama ağır düşlerimde..
Şekil veremediğim hüzünlerimde saklı
Korktuğumdun..
Sükutlu isyanımsın!
Perşembe, Ocak 17th, 2008Can nedense ruhuma ağır gelmeye başlamıştı
Yaşam terazim dengesini dibe en dibe vuruyordu
Pencerelerimin önüne mutluluk etiketlerini
Sevda dipnotlarıma senin nefesini sürendim
Mevsimlerim sonbaharda takılı kalmıştı
Bahardan kalan sözlerini yaprak dökümüne yollamışım
Nedense ben kimliğimi unutandım!
Kayıp defterler arasına bıraktığım ideallerim nerede?
Deniz ortasında bir damlaydım, o damla çağlayan olamadı

Suç kimindi?
Tutanak tutulmayan bir hayattan beklenen ne olabilirdi?
Hak var mıydı ki, kayıplar adasında soruşturmalara..
Benim kalemimi sen kırmışken..
Hani o zamanın durduğu lanetli gecede!
Tuz,parça olan gözyaşlarının yüreklere akıtıldığı
Yorgun ve bitkin bir halde dizlerimin büküldüğü
Senle ve sensizce tümcelerin isyanlarında!
Oysa ben; zamana karşı harf zaiyatı eşliğinde
Sana söyleyecek o kadar sözüm vardı ki..
Elimde kalan iki küflenmiş sözüm..
Dudaklarımın arasında eze eze bitirdiğim yaşanmışlıklar..
Felaket yıkımlarımının arasında işaretlerim vardı
Farkedebildin mi zalim?
Bakışlarımda soru işareti, yaptıklarında ünlem
Yaralarımın arasında üç noktaydım..
Virgül araları hiç olmayan kopuk hayatlarda
Konuşmadan eyleme geçecek hırçınlıklarım vardı!
Sus ve dinle!
Eski benden kalan, ıslak hüzünlerle büyütülmüş
Kini ekmek, nefreti aş eden benim şimdi..
Senden kalan pişmanlıklarımla..
Yağmur
Pazartesi, Ocak 14th, 2008Yüreğim kırılgandı, yaralarıma yağmurlar mı pansuman olacaktı?
Kızgın kuma gömdüğüm nefretlerimi gün yüzüne yağmurlar mı çıkaracaktı?
Islak düşlerimi; hayal iplerine yağmurlar mı serecekti?
Acılarıma tabut olan aldanışlarıma yağmurlar mı ses verecekti?
İnleyen sızlanışlarımın ağrılarını yağmur, toprakla birleşip yok edecek miydi?
Tüm sorularımm cevapsız!
Cevaplarını alamadığım hırçın yağmurlara
yenik düştüğüm o vakitten bu yana…















