'Makalelerim' Kategorisi için arşiv

Kardeşime…

Salı, Haziran 9th, 2009

2b52c2fbc4085bb1af2988a7a5c09e92

Herkes yakar sen coştutursun,herkes  mutluluk dediğimde koşa koşa gelir
sense acılarımı kana kana içersin..Yüreğime köz düşer, diğeri deşer..Sense közümü küllendirirsin.Ruhumu saran her renkte benimle bir olur..
Siyahımda ağlar, beyazımda benimle bir gülersin..
Diğerleri ise hep beyazda kalmak ister..Sen gözyaşımda damla olurken,bir diğeri tebessümümde acıklı bir hıçkırık olur..Onlar yara açar, sen pansuman görevini üstlenirsin.Onlar harap eder, sen onarırsın..Herşey başlı başlına yalan iken tek gerçeğim sensindir. Çünkü sen; içtiğim su gibi bereket, yediğim  aş  gibi nimetimsin..Sen kardeşsin.. Sen ölen her hücremi canlandırmasını  bilen tek kişisin..Sen özne iken, ben yükleminim deyipte benim hayatımdaki tüm bozuk cümleleri düzeltebilen mucizemsin..Sen şu akortu bozulmuş düzende isyan etmediğim  tek yalın olan yanımsın..

Yasaktım ben sana

Perşembe, Mayıs 21st, 2009

white_and_hands_i_by_alex_malex

 

Kendime yasaklıydım başlı başına.. Özgürlüğümü elimden alan her pisliğe kin kusan durumundaydım. Sen sağır kesilmiştin yaşama, ben avazım çıktığı kadar isyankardım sen-li olan tüm olmuşluklarıma..Bilirim aciz insanlar sızlanırmış hep.. Ben bu tanımlayamayı kendime yakıştıramayandım. Ben senin yüreğinde daima asi bir eşkiya olarak kalmak isteyendim. Asiydim, her ne kadar ayağıma seni anlatan hüzünlü prangalar takılmış olsada, ellerime sen kokan hasret kelepçeleri vurulsada.. Sana o kadar yasaklar içinde kanayarak gelendim.. Her yasakta senden oluşan bir özgürlük anıtı diktim yüreğimin en dip köşesine.. Her anıtta senin acın, senin hatıran, senin mahvedişlerin olsada ben sana yasaklar içinde  gelmeyi seven tek kişiydim..

Gidiyor(sun)um..

Pazartesi, Mart 2nd, 2009


Şimdi; geçmişten bugüne içimde biriktirdiklerimle pulsuz mektuplar gönderiyorum.Her satırda ayrı bir ağrım, her cümlemde küf tutmuş acılarıma paye çıkarıyorum..


 Gülücüklerimin arasında son duraklı melodiler tutturuyorum. Nakarat aralarında tutturduklarımda her kapı sana açılıyor.Ben senden o kadar kaçmak isterken tüm çağlayanlarım sana akıyor. Gidiyorum diye
yüreğimi  eze eze  bitirmek isterken, senli olan her cümlede yüreğime çöreklenen oluyorsun. Ayak ucumda nöbet tutan ölümü
çağırırken, bu fani dünyada yarım bıraktıklarıma mendil arası  pişmanlıklarım gitme diyor! Rotar  yapan hayat mutlaka  kır  çiçeklerini sana sunacak diye yalancı bir fısıldayış duyuyorum. Oysa; ben artık  bu yaşamdan  basit şeyler bekliyorum. Hayatı  kurallarına göre değil, kuralsızlıklar içinde  onun beni boğduğu gibi boğmak istiyorum. Sicim ipine dolanan intiharlı  serüvenlerimi, göçüp giderken sadece bana ait sırların olmasını istiyorum.Çözülmeyen denklemlerin en büyük şifresini  sadece benim bilmem  gerektiğine inanmak istiyorum..

Ben giderken adımlarımın kan revan içinde yüreğimle kavga etmesini bile  ben dışında kimselere bildirmek istemiyorum. Gururun asiliği içinde sana çıkan tüm yollarıma “geç kaldın”  diye  punto tuşlarına acımasızca basmak istiyorum. Bedenimde sana dair  yeşeren ne  kadar hücrem varsa hepsinin  ölü hücrelere dönüşmesini arzuluyorum. ”Aşk “elbisesini bir  defalıkta olsa bedenine  tam oturmasını istiyorum.  Yamalı bir aşk elbisesisini  söküp, biçmekten yoruldum.

Ben; gözyaşlarımı yorgan edip, hıçkırıklarımı  yastık yapmaktan  bıktım! Kimselerin gitmediği sokaklarda “gelecek” diye geçmişe sövmekten, sövülmektende  iğrendim!Çok değildi senden istediğim, ben şimdi GİDİYORUM! Gitmek  her kaçağın en kolay yolu seçilsede figuranı olmayan bir sahnede tek kişilik aşk  oynanılır mı?

Aklıma düşen..

Cumartesi, Aralık 27th, 2008

Ölümsel düşlerde ruhumu bedenime yamalıyorum..Issız bir kentin sesli pişmanlıklarında, nasırlaşmış keşkelerimi törpülüyorum. O ıssız,sırlarla dolu kent üzerime abanıyor.. Gecenin üstü örtülü  yanlızlığına
Kentin hiçbir  senfonisi ayak  uyduramıyor.Küçük bir ada, koca bir okyanus
olup tüm büyüsünü “nerede” dediklerimde yok ediyor.

Gündüzlerden kalma o kadar çok  faali meçhul katillerim var ki,
gecenin siyahi karanlığında ne o meçhullerimi  müebbet edebiliyorum,
ne de darağacında sallandırabiliyorum.Oysa masum görünen tüm sözcüklerim bir paragrafta toplu katliama uğratılıyor. Sonunu getiremediğim üç noktalarım ise bu bozulan düzene meydan okuyacak şekilde yarım bırakılan benin peşine düşüyor.Üstü örtülü bir gece, savaş alanı gündüzde ben aranıyorum. Veresiye olmayan, peşin ödediğim hatta üstü kalsınlı hayatımda, üstüme o kadar çok şimşekler çakıyor ki, içime batan cümleler  canımı yakıyor..

Göz kıyılarımda ise onca yılın birikmiş hüznü.. Bir çocuğun mavi bilyelerine
satacak  o kadar çok yorgunluklarım var ki..Gözyaşımla kendimi yok etmeye
hazır göz kuyumda biriken  bir o kadar da kinim..Yaşanmışlıklara damgalanan
acılarımın serzenişi bu. O koca kentte bir ömüre sığdırılamayan benin isyanı…

Adını koyamadığım ceplerimde sakladığım nefretler,adanın yalansal  menülerine ısmarladığım iç kavuran acılarım var. Gecenin kör gözünden öperken gündüzün lal dilinden geçmişimi özlüyordum…Oysa  gecede görüyordu, gündüz de konuşuyordu. Fakat her ikisini anlayacak baba yiğit yoktu. Dikiş tutmaz  bir aşkı,  hayatıma yama  yapmak ne kadar doğruydu ki? Gidişinin en sesssiz halinden  tutup, gelişini  o andan itibaren özleyen  kimler olabilirdi ki?

Kendimden ve kentimten  sana yazılmış  tüm veresiye ölümleri satın alıyorum şimdilerde.Bir zamanlar sen adına ödediğim  peşin hayatlarda  bu defa veresiye ölümler peşindeyim.. Senin içine düşen nasıl ki, seni  kendi  keşfi zannetip fathetme derdinde ise, ben de yıllar önce kuşattığım yaşamı ölümle devşiriyorum.


 Sen geçtiğim yollara lanet okurken, ben geçtiğin yollarda sana dair anılarımı en halsiz yerindenöpüyorum.

Biz seninle yaşamak için geç, ölmek için erken bir zamanda kendimizce
bulunan mucizelerdik.Kör bir gecede yok olduk.. Tedirginliklerin  tehdit
ettiği  avuçlarımın  arasında..Yaratılan eseri, ucu yanık bir aşkla ayakta
alkışlamaları dileğiyle. Aklıma düşen  ada da.. Cüzzamlı ruhlara teslim ettiğim adaletsiz ada da..

Acılı yanlarıma işlenen kanlı motifsin..

Perşembe, Aralık 25th, 2008

Adımlara takılan acılarımda hep sen dolanıyorsun. Hangi yöne pusula olsam,
isyanlı senler çıkıyor karşıma.İğne deliğinden geçirdiğim o sevdamızda hep
bize  nakışlı kanlı motifler  işliyorum. İlmek ilmek, için için sana kanıyorum..
Beyaz bir örtünün üzerine akan göz yaşlarımda.
Sensizliğin sesini  dinlerken,
sesim çığlık oluyor.Duvardan duvara çarpan hüzün topunda hep senin desenlerini görüyorum.Verdiğin sözlerle savaşa girişiyorum.Neden, niye diye yargısız infazlı duraklarımda pişmanlıklara ah diyen bir  kıyı bulamıyorum, kendime ait.

Sana gölge olan bir hayatta, kendime asla güneş bulamayan bir meçhulü oynuyorum..Sen tarafından  adıma takılı olan tüm yaşanmışlıklarımıza, senin acizliğini katmer ediyorum.Çürümüş  düşlerimizden arda kalanlarla bir çocuk gibi kendimi avutuyorum.Sen benden uzaklaştıkça, ben sana o kadar yakınlaşan oluyorum.Sen farkında olmadan, ben farkındalığı senin yüreğinin ortasına çöreklenmiş hüzünlerimle yudumluyorum.

Yudumlatıkça keşke denilen nehirlerimde boğuluyor, belki denilen  çağlayanlarımda çoşuyorum..

Seninle beraber doğurduğumuz  bu aşkı, biz yaşatmayı bilemeden öldürdük.Kirlettiğimiz tüm sözcüklerimizi masumluğumuzla  yıkamadan  iplere serdik.Güneşe teslim etmeden, yağmurlara esir verdik.Geçmiş, geleceğe  peyda edilemiyor şimdilerde. Kış mevsiminde  bahar tadında olan aşkın  kıymetini bilemedik.Tükenmişliklerimi biriktirirken,sen beni en ücra  köşemden  vuran oldun.

Sus-lu duraklarımı, yolcusu  olmayan yasaklı seni seviyorum çığlıkları  dolduruyor..Sensizliğin meteliksizliğini oynuyorum, şimdiki zamanlarda.

Yağmurlarıma bereketsizlik veren..

Salı, Kasım 18th, 2008

Yağmur bereketi ile  yaşamımda dans ederken, Sen kuraklığın tellallığını  yapıyordun, baş ucumda..Yüreğimin en ücra köşesine mahya ettiğim mutluluğumda.Sen bereketsizliğinle çoraklaştıran konumundaydın.. Ben meydan okuyacaktım, yağmur damlası ile  akan her  zehirli kanıma, yağmurla  arındıracaktım ne kadar birikmiş, yamalı sözcüklerim varsa.. Olmadı! Baş ucumda karpostallaştırdığın senli yanlızlıkta benim köklerimi çürüten oldun.. Olmadı! Yağmurlarımı bile devren satılığa çıkaran bir  bereketsizliğin tanımı olandın..

Masum çocukların gezindiği düşlerimde,  beni bereketsizliğine tutsak edensin..Başı sonu belli olmayan zamana inat..Yoktur artık inancım, ne yağmura ne de zaman aşımına  uğramış aşka..Yağmura denk düşmeyen, bir  bereketsizin hangi  fidanda boy gösterisine  geçmeye hakkı  vardır?

Der… Ve tekrar  hüzün bulutlarıma sarılır,  gülen göklerde ağlayan yağmurlarımı  beklerim..

Bozulan harf, cümleyi tamamlamaz.. Aynı aşk gibi..

Pazar, Kasım 9th, 2008

Ne kadar büyüdümse, bir o kadar mayın tarlasında yürüdüm.Masumiyetim olan çocukluğumu hep birileri ipotekledi.. Bir diğeride hunharca yakıp/yağmaladı.Ben geçmişi toplamaya çalışırken, o birileri geleceğimi mahvetti.. Yıldız toplarını bir bir söndürdü..Ben, beni ararken, sen sizi oluşturan çoğul şahışlara tanıklık eden oldunuz.. Oysa ben; bende bizi oluşturacak kadar sağlamdım. Yeter ki sen  çürüklüğe meyil vermiş zeminlerde dolanan zehir olmasaydın. Yeter ki, zehirlemek yerine panzehir olacak kadar cesur olabilseydin. Oysa hiç söylenmemiş yanık türkülerde  geçiyordu, bize dair gelecekler.. Başkalarına nakarat olmakla büyüsü bozulan bir aşk oldu bizimkisi.. O  yanık türkülerin yerini şimdilerde ağıtlara bıraktı. Senin hiç duymadığın, asla da  duyamayacak olduğun notalar arasında..

Dedim ya, ne kadar büyüdümse ben o kacar acıtıldım, bir o kadar toprak altı mayınlara tuzak edilen hayatlarda  sensiz başrolü oynayan bir figuran oldum! Ya da  iki kişilik oynanması gereken oyunda ben tek kişilik oynamak zorunda olan bir zavallı oldum. Yara,bere içinde  kalan cümlelelerimde sana söylenecek  o kadar çok söz  varken, ben önemli değillere takılı kalan sözlerimle  ben dışında herkesi avutan oldum. Sancılı ağrılarımı dindirende, tekrar  azdıranda sendin! Bir adım ötemde, bin adım uzağımda olsanda ben senli kopuk sayfalarda hala seni yaşayandım. Ne büyük bir yaradır ki; ne kabuk tutuyor, ne de kanamaya devam ediyor. O gün nasıl ki, sessizce beni sensiz bırakıp damla damla  beni ödürmeye ant içtiysen hala o şekilde  ölüyorum.. Öldükçe sana çoğalıyor, yaşadıkça senden bir sen doğuran oluyorum. Ne tuhaf çelişki değil mi? Ölüm ve yaşam  arasında hep sen üretiyorum. Sen beni tüketen konumunda olsanda..

Nasıl ki  başlayan aşka sabaha karşı denizdeki martılar  şahitlik ettiyse, biten bende de o martıların çığlıkları oldu. Ama sağır kesilen sen asla bunu duyamazdın, duyamadın! Çünkü benim seni  yaşadığım kadar sen beni yaşayan değildin. Sen martının deniz üstünde  salınışını izlerken, ben martının eşssiz çığlıklarında sensiz boğulandım. Ya da  faali meçhul bir  cinayette bitirilendim..

İsyanlı cümleler arasında sana çağırmak, bozulan suskunluğuma  belkide senide davet etmemdir. Bu defa martıların  deniz üstünde salınışını  izlemek umudu ile.. Ya da senden çoğalan seni  hissetmek adına..Bozguna uğratılan hayatımı tekrar sana  sunmak dileğiyle..

Bozulan harf, cümleyi tamamlamaz.. Bunu çok iyi biliyorum. Aynı aşk, aynı benim bertaraf edilen  hayatım ve bizi oluşturan olguların yok edildiği gibi..

İşte öyle..

….

Saçmaladım, ama saçmalalakta  hoş.. Salıver gitsin hayat  diyeceğim artık:)

Sendeki kaybı oynasam da.Bendeki seni kaybetmeyeceğim.

Pazar, Ağustos 17th, 2008

 

Cehennnemi görmeden önce, cenneti gösterdiler bana bu yalan dünyada..Geceler tüm azamatiyle üzerime abandılar haince.. herkes cennet derken,   cehennemde olduğumu biliyordum.Senin hasretin beni kavurduğu kadar, bir o kadar da  hep kıran, tuz parça eden oldu.. Kırılıyorum, kırıldıkça sen nakaratlı şarkılar fıslıdıyorsun sağır kesilmiş yaşamıma.. Alnımı kırıştıran çizgilerimin arasında seni nerede kaybettiğimi hala bulamıyorum..Ben sana kayıpları oynuyorum, sevgili.. Sen bana figuransız oyunlarda hayat bu oynayacaksın diye mırıldanırken, ben seni kaybetmişliğimin  son bölümlerinde medcezirleri oynuyordum.  Oysa senin dudaklarından akan iki kelime, benim çöllleşen yüreğimde can su görevini üstleniyordu. Kuraklığa  dönüşen mevsimlerimde  o “seni seviyorum” meçhullü  namelerin  hüzün asılı duvarlarımdaki acıyı alıp, beni mutluluğa bel bağlatıyordu. Hayat  ferimi yavaş yavaş tüketiyor artık.Biliyorum; seni kaybettiğim gibi bulamadan  göçececğim bu tanımsız hayattan.. Hangi  rüyaya  bürünsem  hep senli yanlarımla sarılır oldum, o  sana susamışlığım hatrına..

Sen bu aşkın  kalemini  kırsanda bende  kalan seni sana  veren olmayacağım! Kaybetsemde  sendeki beni bendeki seni  yere serili olan hasretin eşiğinde karanlığa teslim eden olmayacağım!

GİTME ÜŞÜMESİN BAHARLARIM…

Çarşamba, Ağustos 6th, 2008

shy_by_lagunadreams.jpg

”Uyandırma beni ayrılıklarınla..Gitme diyen dudaklarım senden sonra kanamasın….Üşümesin senin sevginle gülümseyen gönül bahçem…. ”

Gitme, koca şehirde yapayalnız kalmak istemiyorum. Gidersen, sensizliğin içinde hangi duvar avutabilir beni ?..Bırakma beni karanlıklara…Alışkın değilim sabahları sensiz uyanmaya….Gitme umudum…Uçurumlardan esen rüzgarlarda tek başıma bırakma beni…..Acıya kanattığım umutlarımı toprakta ezip gitme…Düş yorgunu gecelerde her sokakta seni aramak acıtır yüreğimi.Her köşede sensizliğe ağıtlar yakmak sonum olur ömrümün. Dur gitme…İçimdeki çocuğun ağlayacak hali kalmadı…Gidersen, uykulara dalıp unutacağım mı sanıyorsun o gözlerini ?…Sorarım sana ; kolay mı tahta beşiklerde hasretini uyutmak ?….

Yıllarca cebimde biriktirdiğim gözyaşlarımı sende kurutmuşken gitme…Simsiyah bulutlar çöreklenmesin üzerime. Baharın koynunda uyanırken gözlerimi karanlıklara kapatmayayım…Gitme ince sızım…Uzak dağlarına yüreğimi sürüp sana koşmak isterdim ama sırtım kanlı ve yüreğim yaralı…Buğulu camlarda bıraktığım düş mavisi umutlarımı yetim bırakma…Sürgün misali yalnızlığında soğuk prangaları sırdaş bilmek istemiyorum…Yitik bir yüreğin baharlarında açmış dikenleri serme ellerime..Batarsa kanar, kanarsa yaşayamaz yüreğim….Gitme ..Ardından bakakalmasın gözlerim tozlu yollara…İsyanlara bürünmesin gülen yüzüm….Ne olur gitme alınyazım.

Acılarımı tütünle sarıp bir sigara dumanında çekerken içime, gitme..Dayanamaz bu can gidişine…Rıhtımlara her gece gözyaşımı boşalttırma beni…Ezik yüreğimi karların üzerine serme…Sana koşan ayaklarımda hüznün kirli denizlerine sokma beni…Mavilerin arasında kaybolur giderim….Umutlarımı alıp gitme gül yüreklim…

Hangi denize sığdırabilirim ki sensizliğin acılarını…Hangi ilaç dindirir sensizliğin sancılarını…Bu dert içimde kabuk bağlar..Solmak istemiyorum kırık aynaların suretinde…Hazanlar girer gelinciklerin gülümsediği bahçelere…Göğümden tüm göçmen kuşlar kanatlanır ucsuz bucaksız diyarlara…Dur gitme….Yalınayak sahillerde gezinmeyeyim….Ellerim dikenlerde avunmasın…Gidişinle yüreğimi yaralarda bırakma ne olur…

Şiirlerim kederimle, yüreğim gidişinle ağlamasın…Gülen gözlerime hicranlar inmesin…Bereketin ıslattığı toprağıma siyah bulutlar çöreklenmesin…Uçurumlar büyümesin duvarlarda…Pencerelerde kalmasın ıslak gözlerim….Yorgun düşmesin ayaklarım…Gitme iki gözüm…Bırakma beni tek başıma firkatinde…Düş fakiri olarak gezinmek istemiyorum şehrin ölüm kokan sessizliğinde…Ne olur gitme sevdiğim.

Uyandırma beni ayrılıklarınla..Gitme diyen dudaklarım senden sonra kanamasın….Üşümesin senin sevginle gülümseyen gönül bahçem….Acılarımı unutmuşken sancının kavrulduğu ateşlerde ısıtma beni…Benek benek açan çiçeklerim mevsimsiz solmasın…Saçlarına düşen yıldızlar göğsüme ayrılığının hançerini sokmasın..Gitme canımdaki son can …

Yazan “meçhul” ün yüreğine sağlık..

Büyüme çocuk..

Cuma, Haziran 20th, 2008

ragdoll_by_natcatouille.jpg

Çocukluğuma  ait masumluğumu  kaybettim. Yakama yapışan  mutluluklarıma dairmelodili hayatıma, bilinmedik acılarla bulandırdım! Hangi köşede  kaybettim  gülüşlerimi?Hangi yad elllerde  bıraktım, ben  diye sarıldığım oyuncaklarımı?
Zaman bu kadar hızlı akmasaydı, ben bu kadar  büyümeseydim, yaramda az olurdu.Büyüdükçe   yaramda  büyüdü, büyüdükçe  yüreğimde kabuk tutmamaya  ant içti..Ben  büyümek  istemedikçe,   büyümüşüm.. Ben fidan kalmak isterken  köklerimiçürütmek adına   çoktan  budak verilmişim.

 Büyüme   çocuk diye fısıldanan  şarkılaraeşlik edeceğim  derken  büyüyen  hayatın içinde   kaybolmaya mahkum edilen  olmuşum.Şimdi sana  sessizce çığlık  veriyorum… Büyüme  artık çocuk! Ne  olur…